Hakan Fehmi Öztop | Her yaprak kendince yaşar sonbaharı…
303
post-template-default,single,single-post,postid-303,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-10.1.1,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0.1,vc_responsive

Her yaprak kendince yaşar sonbaharı…

Her yaprak kendince yaşar sonbaharı…

Güz bitiyor…Kış kapıda…Soğuğa direnemeyen her yaprak önce renk değiştirip sonra
yere düşüyor. Fotoğraf sanatçılarını en çok heyecanlandıran manzaralardan biri sonbaharda
yapraklar. 2002 yılı güzünde Kanada’ daydım ve Kanada’ nın simgesi çınar ağaçları farklı
renklere bürünmüştü. Dünyanın hemen her ülkesinden inanılmaz turist çekiyordu bu
manzara. Kızıldan sarıya, pembeden yeşile bir renk skalası. Benzer görüntüler ülkemizde de,
ilimiz Elazığ’ da da var.
Tıpkı yapraklar gibi, insanlarda biri birlerinden çok farklı. Her insan bir dünya. Her
insanın bir parmak izi var. Her insanın göz retinası farklı.
Günümüz ekonomik dünyasında yer alabilmek için fark yaratmak gerekiyor. Fark
yaratabilmek için de farklı konularda ürün geliştirmek gerekiyor. Cep telefonları ilk piyasaya
çıktığı zaman hem konuşma ücretleri hem de cihaz fiyatları oldukça yüksek idi. Tüm cep
telefonları tuşlu idi. Bir çok marka vardı. Ancak, günümüzde çıkan akıllı telefonlar önemli bir
fark yarattı ve şu anda elle tutulur 2-3 marka var. Bir zamanlar hemen herkeste bulunan aynı
marka tuşlu cep telefonlarının artık firmaları dahi yok. Çünkü, farkı sürdüremediler. Fark nasıl
sürdürülür? Elbette fark yaratmaya devam ederek, yani değişerek. Bir başka deyişle, bu
firmalar da değişime ayak uyduramadılar. Değişimin yolu, inovasyondan geçiyor. Yani, ticari
icat çıkarmadan geçiyor. Kimse aynı ürün için patent alamaz. Fark yaratmak gerekiyor.
Ekonomistler, belki “sürü ekonomisi” diye tabir ederler ama, biri bir iş yaptığında,
sermayesi yastığının altında bekleyen bir başkası da anlasa da anlamasa da aynı işe
soyunuyor. İşten anlamadan, işin eğitimini almadan, bir işe girişmek kadar bir gaflet
düşünemiyorum. Sonuç, hemen hemen tüm işyerleri iflas. Ancak, fark yaratanlar ayakta kalır
ve ancak fark yaratanlar taklit edilir.
Bilim tarihine baktığınızda, fark yaratmaya çalışanların hayatları mücadele ile doludur
ve çoğu zaman mutsuz bir sonla noktalanır. Mutluluk veren ise, bıraktıkları eserdir. Fark
yaratmadan eser bırakamazsınız. Dünyada yaşayıp, başka dünyaya göç etmenin temel
gayelerinden biri de bir eser bırakmaktır. Mevlana’ ya ait olduğu söylenen bir söz vardır: “Kim
bırakmazsa bu dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” Otuzaltı Osmanlı

padişahından biz ilke etapta eser bırakanları hatırlamaz mıyız? Çünkü onlar diğerlerine göre
bir fark yaratmıştır.
Elbette, farkı kabullenebilmek de çoğu zaman olgunluk ve ufuk gerektirir. Burada, fark
yaratmayı pozitif farklılık olarak algılamakta yarar var. Negatif farklılık hatırlanır ancak değer
bulmaz. Fark ortaya koymak, insanlığın yararına olduğu sürece farklıdır ve değerlidir.
Başarı farklılığı sever. Aynı işi yapan insanlar arasından, fark yaratarak en öne
çıkmanın tek şartı ise, çalışmaktır. Bilimsel çalışmalar, üst seviyede başarının sırrının
yaptığınız işte 10.000 saat harcamanız gerektiğini söyler. Dile kolay. Önemli bir zaman dilimi.
Farkı ortaya koymanın bir diğer kardeşi de sabırdır. Pes etmemektir. Bu bilimde de, sanatta
da, edebiyatta da böyledir. Edison’ un sabrı olmasa, belki karanlıktaydık halen. Bilgisayar
teknolojisinde, Bill Gates, Steve Jobs gibi ünlü inventörler olmasa, belki bilgisayar çağında bu
denli ileride değildik. Çünkü, onlar hedefleri doğrultusunda asla ümitlerini kesmediler. Kuran
da, Hicr Suresi, 55. Ayette: “Sakın ümidini kesenlerden olma” der Yüce yaradan.
Özellikle, reklamcılar, inanılmaz farklılıklar çıkarır ortaya. Pazarlamanın da etkin
tekniklerinden biridir farklı olmak. İnsanlara nasıl daha etkin hitap edebilirim? sorusu farka
gebedir. Aynı işi yaptığınız sürece, aynısınızdır. Çok da kazansanız başarı noktasında sadece
kendiniz kanarsınız.
seks hikaye
Fark yaratmak, ilkleri getirir ve ilkler hep kazanır. Bir de en iyiler ve iyiler kazanır. Bir
lokanta düşünün, 50-60 yıldır ayakta ve ticari faaliyetini sürdürüyor. Bu lokanta şehrin en
merkezi yerinde dahi olsa, yemeği iyi yapmıyorsa, bu kadar yıl ticari faaliyet sürdürmesi
mümkün değildir. Bir şehre gitmiştim. Acıktım. Birkaç kişiye önerecekleri lokanta var mı diye
sordum? 4 farklı kişi aynı lokantayı önerdi. Birinin de iki seçeneği oldu ama biri yine o
lokantaydı. Gittim yemek yerken duvarda, birkaç fotoğraf gördüm ve lokantayı 4. Kuşağın
işlettiğini öğrendim. Doğruydu, çünkü, yemeklerin tadı damağımda kalmıştı.
Fark ortaya koyanlar, ilk ve iyi yapanlar, geleceği ön görenler, başaranlardır ve kader,
gayrete aşıktır.
NOT: BU YAZI HERAYAKTÜEL DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR.
Hakan F. ÖZTOP

No Comments

Post A Comment