Hakan Fehmi Öztop | Küçükken “ye” diyoruz, büyüdükçe “yeme” diyoruz.
305
post-template-default,single,single-post,postid-305,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-10.1.1,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0.1,vc_responsive

Küçükken “ye” diyoruz, büyüdükçe “yeme” diyoruz.

Küçükken “ye” diyoruz, büyüdükçe “yeme” diyoruz.

Geçenlerde bir lokantayım. Bir çekirdek aile karşı masaya oturdu. Garson siparişleri
almaya gelirken tahminen bir yaşlarında ya da biraz daha büyük olduğunu düşündüğüm
beyefendiye makam koltuğu, yani mama sandalyesi getirdi. Siparişler verilirken büyük çocuk
“bir buçuk adana kebap” dedi garsona. Anne: “Hayır bir porsiyon” diye düzeltti. Çok bir şey
anlamamıştım. Bu arada, garson masadan tam uzaklaşıyorken anne, yarım bardak sıcak su
siparişi verdi. Bu arada, günlük çantasının içinde taşıdığı bebeğinin çantasından yiyecekler
çıkarıp masaya yaymaya başladı. Küçük çocuk ise, meraklı gözlerle çevreye bakıyor sık sık da
benimle göz göze geliyordu.
Çevrenin heyecanı ile bir iki kaşık yemeği annesi ağzına koydu çocuğunun. Ama
kasenin bitmesi gerekiyordu. Daha sonra 4. ve 5. kaşıkta çocuk ret etmeye başladı. Annesinin
elini itti ve masadaki kaşığı yere attı. Sandalyeden inmek istiyordu.
Çocuğun ağabeyi annenin tam karşısında, baba da bebeğin karşına oturmuştu.
Ağabey oldukça kilolu. Yaşı küçük ama sandalyeye zor sığan cinsten. Üzerinde de bir eşofman
belli ki spordan geliyorlar. Zayıflamak için gidiyor olabilir mi? Siparişler geldi. Baba ve ağabey
yemeklerini yemeğe başladılar. Baba, eşine, “hanım sen de ye, bırak çocuk sonra yer” dese
de nafile.
Kadın belli ki aç. Ama, bebek yerse zaten psikolojik olarak tatmin olacağından, onun
için bebeğin beslenmesi yeterli. Anne, bebeği zorluyor. Bebek ise itirazlara devam. Bir an
sinirlendi ve ağabeye: “Sen niye bir buçuk porsiyon istiyorsun?” diye çıkıştı. “Bir porsiyon
neyine yetmiyor, bak kilo aldın” gibi bir sürü laf saydı. Çocuk, ağzı yemek dolu, zor yuttu.
Baba da ağabey de sessiz.
Annesi mama sandalyesinde oturan çocuğuna yemek yedirmeyi bırakıp pes etti.
Babası, ismini tam duyamadığım büyük oğlunun adını söyleyerek, “bak hanım buna da ye
diyordun, şimdi de yeme diye kavga ediyorsun. Ömrümüz kavga ile geçiyor.” diyerek bebeği
aldı sandalyeden.

Aileyi, istemeden de olsa izlerken, yemek yeme ile ilgili aklıma onlarca soru takılıverdi.
Son zamanlarda, dışarıda yemek yeme kültürünün artışı, nüfus artışı, artan paketli yiyecekler,
doğal gıdaların azalması, fabrikasyon ürünlerin artması, köyden kaçıp, köy kahvaltısına
hücum eder hale gelmemiz, şeker ve tuzla mücadele gibi, birçok soru. Evde annesinin yaptığı
patates kızartmasını yemeyen çocuklar, patates cips poşetinde hiçbir şey bırakmıyor.
Pekmeze, bala değil, çikolataya saldırıyor çocuklar. Biz küçükken çocuklar çay içmez derlerdi,
şimdi anneler çocuklarına “soğuk çay içer misin?” diye soruyor.
Her gün bir beslenme uzmanı çıkıp farklı şeyler söylüyor. Ortak konuştukları konular
da var ama çeliştikleri noktalar da azımsanacak değil.
Termodinamik derslerinde enerji giriş çıkışını anlatırken, kitabımızda karikatürize
edilen şişman bir sumo güreşçisini örnek veririz. Yemek çok yersek, yani enerji girdimiz çok
olursa, hareket etmezsek, enerji depolanır ve kilo alırız. Az yersek ve enerji sarf edersek kilo
vermiş oluruz. Bu elbette olayın bir yönü ama, tıp hekimlerinin daha iyi bileceği genetik vs.
faktörlerde kilo almada etkilidir. Obezite son yıllarda, tüm dünya ülkelerini etkileyen önemli
bir sağlık problemi oldu. Bu mücadelede mide küçültme ameliyatları çözüm gibi duruyor.
Artan iş yoğunluğu ve nüfus fast food dediğimiz çatal bıçak gerektirmeden yenen
yiyecek sektörünü geliştirdi. Fast food lokantalarına baktığımda, genelde anne ve babalar
çocuklarını getiriyor, çocuklar yiyor, anne baba alırsa bir iki patates cips atıyor ağzına. Yoksa
onları seyrediyor. Bir yandan da sağlıklı mı diye sorgularken, neden kendi yemeyip,
çocuğunun önüne sürüyor anlamak zor.
Bir hanımefendi bir lokantada masasına oturduktan ve siparişleri verdikten sonra
eline peçeteyi alıp, bardak, çatal ve kaşıkları temizlemeye başladı. Güzel, içine sinmemiş
olabilir dedim. İlerleyen zamanda, çantasından çıkardığı evde yapılmış, ne olduğunu
anlayamadığım meyve suyu galiba, içmek için bir karton bardak istedi garsondan. Karton
bardağı ne sildi, ne de içine baktı ve meyve suyunu doldurup içti.
Sonuç olarak, beslenmemiz konusunda kafam biraz karışık…
NOT: BU YAZI HERAYAKTÜEL DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR.
Hakan F. ÖZTOP

No Comments

Post A Comment