Hakan Fehmi Öztop | TEKNOLOJİ, ALIŞKANLIK VE NOSTALJİ
437
post-template-default,single,single-post,postid-437,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,no_animation_on_touch,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-10.1.1,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0.1,vc_responsive

TEKNOLOJİ, ALIŞKANLIK VE NOSTALJİ

TEKNOLOJİ, ALIŞKANLIK VE NOSTALJİ

Siyah beyaz televizyon döneminde “Uzay Yolu” adlı diziyi izliyordum. Dizide otomatik bir kapı vardı. İnsanlar kapının önüne gelince açılıyordu. Şimdi, e ne var bunda, gayet normal diyebilirsiniz. Çünkü, bu, artık alıştığımız basit bir teknolojik ürün. Ancak, dizinin gösterildiği dönemlerde oldukça fütürist gelen bir konuydu. Hatta, şu an hatırlamıyorum ama, bir arkadaşımın böyle olmayacak işleri bize izlettiriyorlar, dediğini hatırlıyorum.

Geçen gün hastanedeyim. Bir amca hastaneden çıkarken kapının otomatik olduğunu zannetti ve hızla kapıya çarptı. Sonra, kapıya bir tokat vurup, “Bu kapı neden otomatik olarak açılmıyor?” diye çıkıştı. Aslında, kendisi de yaş itibariyle siyah beyaz televizyon dönemini görmüş birisi. Dediğim gibi teknolojik gelişim bizi kendine alıştırıyor.

1985’ li yıllardı sanırım. Atari’ nin meşhur olduğu dönemlerdi. Çocuklara yönelik bir mağaza açılmıştı şehrimizin ana caddesi üzerinde ve mağazanın kapısı otomatik olarak yaklaşınca açılıyordu. Tabi ki o dönemde, uzaktan algılama sistemleri olmadığından, kapı önüne yaklaşan kişinin ağırlığı ile çalışan bir buton ile çalışıyordu sistem. İnsanlar yine de merak içerisinde o kapıdan geçip mağazaya giriyordu. Kapının üzerinde, 4 tane “Kara Şimşek” deki arabanın önünde bir sağa bir sola ilerleyen tonu değişen kırmızı ışıklar vardı. O ışıklar ne çok sattı bir dönem. Herkes alıp arabasının önüne yerleştirdi. Bahsettiğim mağaza, bu kapı ve ışıklar sayesinde, kısa sürede şehrin en tanınan mağazası olmuştu.

Bunu dahi gördükten sonra, Jule Verne’ nin romanlarında yazanların geçerkleşmesi ne kadar kolay olduysa artık, bilim kurgu filmlerindeki bir çok konu ileride “olmadığında yadırgadığımız konular olacak” diyerek kabullenmeye başladım.

Eğer, teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyorsa, inanılmaz bir şekilde bağımlılık yapıyor. Aslında, bu konuda hayatımızın tam ortasında yer alan ürünleri, saymakla bitiremeyiz. Gaz lambası ile köyde kaç yaz geçirdim. Seksenli yıllardı, elektrik geldi köye. Şimdi 10 dakika elektrik kesilse, insanlar feryat figan. O dönem, 4 saat yol yürüyüp, ağaçları sulamaya giden dedem, keşke, benim televizyon izlerken, cep telefonumdan talimat verip, köydeki suyun vanasını açabildiğimi görseydi.

Asansörlü ev sayısı, yürüyen merdivenli mağaza ya da şimdiki adıyla AVM sayısı, hatta otel sayısı yok denecek kadar azdı. Şimdi artık bu binalarda merdiven dahi yok. Geçen gün dolmuşta giderken, bir teyze, “hastane durağı neresi?” diye sordu bana? Söyledim. “Durak uzak kalıyor, nasıl yürüyeceğim hastayım, dizlerim ağrıyor” dedi. “Evimiz asansörlü oldu, tembellikten hasta oldum” dedi. Asansör kullanma diyecektim ama cevabı alışkanlık olacaktı. Gerçekten her bir merdiven basamağı belirli bir kalori harcatıyor ve hareket sağlıyor. Ancak, teknoloji kendine alıştırıyor bizi. Geriye dönmemiz güç oluyor. Asansör bozulunca da tahammül edemiyoruz.

İlk cep telefonumu aldığımda, asistandım. Yanlış hatırlamıyorsam, iki maaş vermiştim ve iki gün telefonun kullanıma açılmasını beklemiştim. Bir hocam, “ne yapacaksın onu, bu cihazlar iş adamları için geliştirildi.” diyerek, beni üzmüştü. Oysa ki, geçen yaz okuduğum, Albert Jack’ ın “İcat Çıkartma” kitabında, geçmişte bir çok teknolojik ürüne bu şekilde yaklaşıldığını öğrenecektim.

Bu yazıyı yazarken, yine geçmişte, üst katımızda oturan ve bir yazar olan yaşlı amcayı ve gecenin sessizliğinde daktilo tuşlarının seslerini hatırladım. Bir gün evine gittiğimde karısı ortalığa attığı kağıtları topluyordu. Neden kağıtlar ortada diye sorduğumda, bir hata yaptığında, kağıtları atması gerektiğini söylemişti. Yeniden başlamak zorundaydı. Acaba, bu yazıyı yazarken, daktilo ile yazsam, kaç kağıt harcardım? Bilemiyorum.

Sonuç olarak, teknoloji çağı, hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor, hızlandırıyor ve ama bir o kadar da kendine de alıştırıyor. Halen, kara şimşek de ki gibi bir arabam olsun diye hayal kurmaya devam ediyorum. Bundan 200 – 300 yıl sonra, arkeologlar, bulduklarını kendi çağlarına göre nasıl değerlendirirler, kestirmesi oldukça güç.

www.hakanfoztop.com

No Comments

Post A Comment